Ne - Nedir ?

Sahte Anı Sendromu

Duygusal anılar canlı ve kalıcıdır ancak kesin olarak doğru değildir. Bazı koşullar altında duygular insanın değerini bile arttırır. Son araştırmalara göre Sahte Anılar  insanların hedefe ulaşılmadan ya da başarısızlıktan önce yaşananlar olduğunu ortaya koymaktadır.

Sahte Anı Nedir ?

Sahte anı, bir insanın olmamış bir anıyı anımsamasıyla meydana gelen psikolojik bir olaydır. Sahte anı genelde, çocukluktaki cinsel istismarlar ile ilgili adli durumlarda göz önüne alınır. Sahte anı, ilk olarak psikoloji öncülerinden Pierre Janet ve Sigmund Freud tarafından araştırıldı. Freud bastırılmış cinsel çocukluk anıları konusundan ‘Histeri ile Mücadele’ kitabında bahsetmiştir.Elizabeth Loftus, 1974’teki ilk araştırma projesinden beri, hafıza kurtarımı ve sahte anı alanlarında öne çıkmıştır. Sahte anı sendromu , sahte anıyı insanların düşüncesini ve günlük yaşamını etkileyen ve hayatlarında çok yaygın olarak yaşadıkları bir durum olarak tanımlar. Sahte anı sendromu , sahte anıdan bazı yönlerden ayrılır. Sendrom kişinin hayatındaki yöneliminde oldukça etkiliyken; sahte anı bu önemli etki olmadan da meydana gelebilir. İnsanlar etkileyici anılarının doğru olduğunu düşündüklerinden bu sendrom etkisini gösterir.Ancak, sendrom ile ilgili araştırmalar tartışmalı ve bu yüzden sahte anı sendromu ruhsal bozukluk kategorisinden, dolayısıyla Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’ndan çıkarılmıştır.

 Sahte anı, psikolojik araştırmaların önemli bir parçasıdır çünkü çok fazla ruhsal bozukluk ile bağlantılıdır.

 

 

Bir örnek ile açıklamak gerekirse;

Size Steve Titus isimli bir kişinin hikayesini anlatmak isterim.

Titus bir restoran müdürüydü. 31 yaşındaydı ve Seattle, Washington’da yaşıyordu. Gretchen’le nişanlıydı, evlilik planları yapıyorlardı, Gretchen, onun hayatının aşkıydı. Bir gece çift, romantik bir akşam yemeği için birlikte dışarı çıktı. Eve dönmek üzere yoldaydılar, bir polis memuru tarafından arabaları kenara çekildi. Titus’un arabası o akşam bayan bir otostopçuya tecavüz eden bir adam tarafından kullanılan bir arabaya benziyordu ve aynı zamanda Titus da tecavüzcüyü andırıyordu. Bunun üzerine polis Titus’un fotoğrafını çekti ve zanlı teşhis odasına koydu. Fotoğrafı tecavüz mağduruna gösterdiler. Kadın Titus’un fotoğrafını işaret etti ve “Bu fotoğraf tecavüzcüye çok benziyor” dedi. Dava polis ve başsavcılık tarafından açıldı ve Steve Titus tecavüzle yargılandı. Tecavüz mağduru kürsüye geçti ve “Tecavüzcünün bu adam olduğundan kesinlikle eminim.” dedi. Titus suçlu bulundu. Titus masum olduğunu savundu, ailesi jüriye çıkıştı, nişanlısı ağlayarak olduğu yere yığıldı. Titus cezaevine götürüldü. Peki siz bu durumda ne yapardınız ? Titus hukuk sistemine olan bütün inancını kaybetti, fakat aklına bir fikir gelmişti. Yerel gazeteyi arayarak yardım istedi, bir araştırmacı gazetecinin ilgisini çekmişti. Gazeteci gerçek tecavüzcüyü buldu. Suçunu itiraf eden adamın o civarda daha önce 50 tecavüz davasına karıştığı düşünülüyordu. Hakime bu bilgi verildiğinde, hakim Titus’u serbest bıraktı. Dava burada bitmeliydi. Bu olayın, davanın sonu olması gerekirdi. Titus bu olayı berbat bir yıl olarak kabul etmeliydi, Ancak bu şekilde sonlanmadı. Titus fazlasıyla üzgündü. İşini kaybetmişti, geri alamadı. Nişanlısını kaybetti. Gretchen, Titus’un dinmeyen öfkesine daha fazla tahammül edemedi. Titus bütün birikimini kaybetti. Bunun üzerine polise ve bu ızdırabı yaşamasına neden olan diğer kişilere dava açmaya karar verdi. Davayı düşünmeden geçirdiği tek bir dakikası bile olmuyordu. Kendi açtığı davadan sadece birkaç gün önce bir sabah acı içerisinde uyandı ve stres kaynaklı bir kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetti.

Henüz 35 yaşındaydı.

 

 

Bir başka örnek ise ;

 

İlk testte, 45 katılımcı bir araba kazasının yer aldığı farklı videolar izlemek için rastgele atandılar. Bu videolarda çarpışma saatte 20 mil, 30 mil ve 40 mil hızla gerçekleşiyordu. Daha sonra, katılımcılar bir anket doldurdular. Ankette ‘Arabalar birbirlerine şiddetle çarptıklarında ne kadar hızlılardı?’ sorusu soruldu. Soru her zaman aynı şeyi sormasına rağmen araştırmacılar çarpışma için kullanıldıkları fiili değiştirdiler. ‘Şiddetle çarpmak’ yerine ‘çarpmak’, ‘kafa kafaya çarpışmak’, ‘darbe almak’ ya da ‘sürtünmek’ kelimelerinden biri kullanıldı. Katılımcılar çarpışma hızını ortalama 35 mil ve 40 mil arasında tahmin ettiler. Eğer gerçek hız hesaplamadaki asıl faktör olsaydı, katılımcıların düşük hızdaki çarpışmalar için düşük hız tahmini yapmaları gerekirdi. Ama katılımcılar onun yerine, çarpışmayı tanımlamak için kullanılan kelimeye göre hız tahmini yaptılar. İkinci deneyde de katılımcılara bir araba kazası videosu gösterildi ancak kritik bir manipülasyon yapıldı: Anketlerdeki laf kalabalığı. 150 katılımcı üç farklı duruma rastgele atandı. Birinci durumdakilere aynı soru ilk deneydeki gibi ‘şiddetle çarpışmak’ fiili ile soruldu. İkinci durumdakilere aynı soru ‘şiddetle çarpışmak’ fiili ‘vurmak’ fiili ile değiştirilerek soruldu. Son gruba çarpışan arabaların hızı sorulmadı. Videoda kırık cam olmamasına rağmen, katılımcılara videoda kırık cam görüp görmedikleri soruldu. Bu soruya verilen cevaplar, gösterdi ki kırık camı hatırlama durumu kuvvetli bir şekilde kullanılan fiile bağlı değil. ‘Şiddetle çarpışmak’ fiilinin kullanıldığı gruptaki katılımcıların büyük bir bölümü kırık cam görmediklerini belirttiler.

 

“Hafızayla ilgili belirlediğim en önemli 5 nokta:

1) Hafıza bir video kamera gibi tanıklık edilen tüm olayları doğru olarak kaydederek çalışmaz. Bunun yerine, hafıza (algı gibi) yapıcı bir süreçtir. Genelde kesin detaylardan ziyade olayların özünü hatırlarız.

2) Biz bir anıyı yapılandırırken hatalar meydana gelir. Genellikle anılarımızdaki boşlukları kesin olarak deneyimlediklerimizle değil, deneyimlemiş olduğumuzu düşündüğümüz şeylerle doldururuz. Ayrıca olaydan sonra karşılaştığımız yanlış bilgiyi de dahil edebiliriz. Bilinçli bir şekilde bunun gerçekleştiğinin farkında bile olmayız.

3) Sadece tanıklık ettiğimiz olayları saptırmakla kalmayarak, hiç gerçekleşmemiş olaylarla ilgili de sahte anılara sahip olabiliriz. Bu tip sahte anılar özellikle belli durumlar altında gerçekleşir, örneğin; (kasıtsız olarak)  bazı şüpheli psikoterapik tekniklerin uygulanması sırasında ya da (kasıtlı olarak) psikolojik deneylerde.

4) Yaygın olarak kabul gören bir kavram olmasına karşın, psikanalitik bir kavram olarak itilimin (içe atma) varlığına ilişkin ikna edici bir kanıt bulunmamakta.

5) Bağımsız delillerin yokluğunda, belli bir anının sahte mi yoksa gerçek mi olduğunu ayırt etmek için günümüzde henüz bir yöntem bulunmuyor. Doğruluğundan yüzde 100  emin olunan detaylı ve canlı anılar bile tamamıyla sahte olabilir.”

Varılan önemli mesaj şu şekilde: Hafızanız her yöne gidebilecek vaziyettedir. Bir kere gerçekleştiğinde sahte anıyı saptayamazsınız, bu sebeple sahte anıyı önlemenin en iyi yolu bu kavramın varlığını kabul etmek ve buna sebebiyet veren koşullardan kaçınmak.

Yorum Yok

    Yorum Bırak